Top

Din Tag

  • All
  • Dijital medya
  • Dijital reklam
  • Dijital strateji
  • Eğitim
  • Growth hacking
  • Haber
  • İnceleme
  • Kişisel
  • Kurumsal
  • Markalar
  • Medya
  • Rehber
  • Teknoloji

Radikal'den alıntıÜlkemizde görmek bunu açıkçası imkansız. Çünkü soldaki insanın kandırıldığını, devleti(ki devlet de kutsaldır islamca) yıkıp hristiyanlığı getireceği öne sürülür. Bir bakıma da haklılardır da… Çünkü bazı solcular ki solcular içinde bir birlik değildir elbette, daha da daraltırsam sosyalistler; Marx’tan yola çıkarak “Din, halkın afyonudur.” der. Tamam, doğru ama siyasi yönden gerçekleşir bu mesele.

Din insanın özelidir, inanç olmadan birşeyler yapabilmek imkansızdır. Bir ateist, deist dahi bir inanca sahiptir. Ve bu onun özelidir. Onu ayakta tutandır. Bundandır ki Marx’ın, kaynağını belirtemeyeceğim tabi, dinin insanların ihtiyacı olduğunu da belirtir. Buradan yola çıkarak Marx, hristiyanlığın bozulmuş olduğunu ve iç karışıklığını da gördüğü için komünizmi kendi içsel deneyimi olan Ortodoks Hristiyanlık yani kitaba bağlı olan hristiyanlık ile eşleştirmiş daha doğrusu ortodoksluk ile desteklemiştir. Yoksa bu sistemin ayakta kalamayacağını, ekonomik sistemin din ile perçinlenmezse oturmayacağını biliyordu. Buradan yola çıkarsak, bana göre, ülkemizde de buna benzer durum mümkün olabilir. Neden olmasın ki!

Ülkemizde yoksul kesim, hizmet sınıfı, profesyoneller kısacası sömürülenler var öyle değil mi? Emperyalist ve kapitalist akımlar ve kişiler sömürmekteler. V kapitalizmin  dini  yoktur. Dinimizin ne olduğu fark etmeksizin amacımız ve isteklerimiz aynı aslında. Emeğin sömürülmemesi, eşit işe eşit ücret, devletin adaletli davranması, halkına iyi davranan ve halkını düşünen devletin olması, güvenliğini sağlaması… Bu düşüncelerin sol üzerinde  yer aldığı kesin. Ama CHP,AKP, MHP ve bilumum benzeri merkez! partiler ister sağ görünüşlü olsun, ister sol hepsi bizleri sömürmek, ezmek adına hareket eden ve haklarımızı hiçe sayan sistemleri destekleyen partiler olmaktalar. Ve birisi dini afyon gibi kullanmakta!, birisi halkçı geçinmekte ki Fransa’ya neden gider bir muhalefet partisi anlamış değilim!, birisi ise iktidarı desteklerken iktidara köstek olup emperyalistlere hizmet eden PKK’lılar ile tokalaşmakta!

2009 yapımı, Run Howard yönetmenliği ve Tom Hanks’in başrolü… Güzel bir film olması için tabiki bunların biraraya gelmesi gerekmiyor. Gerek filmin konusu gerekse ilginç anlatım tarzı ki senaryonun gücü tabi yadsınamaz, filmi etkileyici kılmış.

Filmin tamamı Katoliklerin, Vatikan’ın ve Papa’nın propagandalarıyla geçmekte. Konu içinde hep bilim ve din çatışması var.Tıpkı gerçek dünyada olduğu gibi. İnsanlara öykü anlatılırken hem gerçeklik havası verilmeye çalışılmış hem de arada bilgiler sunuluyor. Da Vinci Code  kitabını okuyanlar bilir bu tarzı… Ama bence bize asıl verilmek istenen düşünce; “Bilim ve inanç, biraradayken bize yol gösterir.

Basit de bir eleştiri sunmak istedim ki Katolik kilisesi bilime karşı çıkan bir kilise herkesin bildiği kadarıyla. Ama orada pederden tutun da kardinallerin çoğu bilim adamı gibi ” You will see the light,son! (Evlat, ışığı göreceksin- aydınlanacaksın- ) gibisinden sözler sarf etmeden bilimsel işlere kafa yoruyor. Kısaca; yaptığınız propagandayı biz yemeyiz. Şimdi size filmden bir sunum yapayım;

Film; Papa’mızın ölümü ve Papa Mührü olan yüzüğü imha ederken hem onun evlatlığı hem de peder ve yardımcısı olan kişinin gösterimiyle başlıyor. Altın kaplama çekiç metal harvadan yapılmış altın kaplama yüzüğü parçalıyor ve mühür  haline geliyor mezar için. Olayların başlaması gerek ve Cern’de yapılan deneylere; anti-maddenin oluşum aşaması ve onun çalınmasına geçiliyor. Sonra simgebilimci sıfatıyla çağırılan profesör yani Tom Hanks devreye giriyor. Sütun kapma yarışı başlıyor. Filmde çok fazla vahşet ve kanlı sahnelerle karlaşabileceksiniz, tempo da hiç düşmeyecek, belki göz yaşlarına boğulacaksınız… Ama izleyeceksiniz.

Turner (1991), Foucault geleneğinde din ve sekülerleşmenin materyalist bir kuramını önerir. Dini inanışların içeriğinden çok etkileriyle ilgilenmesine rağmen, hem Durkheimin işlevselci 'sosyal çimento' düşüncesini hem de fenomenolojinin öznel din ilgisini bir kenara iter. O, dinin rolünün ve bu rolün modernitedeki gerilemesinin insan varhğının -malların...

Foucault, insan varlığını dil gibi çalışan bilgi biçimlerine -söylemlere- bağımlı olarak gören bir post-yapısalcıdır. Diller/söylemler bizim için gerçeğin tanımını yaparlar. Düşünebilmek için bu tanımları kullanmaya mecburuz.  Dünyayla ilgili sahip olduğumuz bilgi bize yaşamımızı sürdürdüğümüz yerlerde ve zamanlarda karşımıza çıkan diller ve söylemler tarafından sağlanır. Bundan dolayı kim olduğumuz, doğru olarak neyi bildiğimiz ve ne düşündüğümüz
düzensiz bir biçimde kurulur. Şöyle ki, bilgi ve düşüncelerimiz -kimliklerimiz- kontrolümüz dışında yer alan gerçeklik tanımlarıyla biçimlerıdirilir. Post- yapısalcılık terminolojisinde, biz söylemlerle kuruluruz .
Foucault, tarihi, söylemlerin yükselişi ve düşüşü olarak tarif etmiştir. Sosyal değişim bilginin yürürlükte olan biçimlerindeki değişimlerle alakalıdır. Tarihçinin işi bu değişimlerin taslağını çıkarmak ve sebeplerini saptamaktır. Rasyonalistlere zıt olarak Foucault bu süreçte hiçbir ilerleme unsuru görmedi. Realitenin tek bir yolla bilinmesinde
yaşanan değişim, hakikat için bir zafer değil basit şekilde politikanın -iktidarın varlığının- sonucudur. Foucault, Kuhn’un bilimsel bilgiyle ilgili görüşüne benzer relativist bir bilgi görüşüne sahipti. Kuhn’a (1970) göre bilimsel bilgi belirli paradigmalara bağlıydı; fakat Foucault için tarih içinde farklı kültür ve zamanlardaki insan bilgisi söylemlere
bağlıydı. Her ikisine göre de bilgi üretimi politik bir süreçti -iktidarın kullanımının bir ürünüydü. Güç sorunu Foucault’cu düşüncenin merkezindedir.

• İktidar özneler (insanlar) üzerine söylemlerle uygulanır, çünkü biraz düşünebilmek için -‘var olmak’ için- bir söylem tarafından sağlanan terimlerle düşünmek zorundadırlar, insanlar söylemin iktidarına tabidir.

Durkheim–> Kutsal varlıklarla ilgili her türlü ibadet ve inançlardan oluşan bir sistem.

Din,kültürel bir olgudur,kurumdur. Zamandan zamana, kültürden kültüre değişir.

Dinlerin birtakım temel öğeleri var;

  1. Öncelikle dinlerin birtakım kutsal simgeleri vardır. Haçtır, kilisedir, camidir, peygamberin hırkasıdır, buda heykelidir… Dinler bunlar ile simgeleşir.
  2. Kutsal kabul edilen inanç ve değerler vardır her dinde. Örn; meleklerin varlığına inanma kutsaldır, evrenin tanrı tarafından yaratıldığı kutsaldır. Bazı değerler vardır, peygamberler değerlidir, melekler değerlidir, tanrı değerlidir… Özellikle sistemin kendisi çok değerlidir.
  3. Bütün dinlerde tapınma seramonisi vardır. Mevlüt, cuma namazları, kilise ayinleri ritüeldir.
  4. Her dinde bir cemaat vardır.

Din, sosyal ilişkilerde ortaya çıkan bir kültürel olgudur. sosyal ilişkilerle oluşturulur. Kendi kendine oluşmaz. O nedenle bir cuma namazı vardır, pazar ayini vardır…